29 Aralık 2015

Country Bebek Odası // Dekorasyon

Hamilelikte en güzel iki bölümden birindeyiz.
Bebek odası hazırlama... 
Özellikle ilk bebekse içimizdeki hevesi anlatabilmek çok zor. Herkesin imkanı ölçüsünde bebeği için özel bir hazırlık içinde olması, bunun için günlerce araştırma yapıp, gezip, kafa yorması, insana kendini hiç de yorgun hissetirmeyen aksine zevkle yaptığı zamanın nasıl geçtiğini anlamadığı zamanlarmış.


Bebek odası hazırlığına ne zaman başlamalı? 
Bebek ilk 6 ayı anne yanında geçireceği için hemen bir oda hazırlığı yapmayanlarda var elbette. Evde boş odamız vardı ve ben içimdeki hevesi durduramadığım için hemen hazırlamak istedim. Tabii ki cinsiyeti öğrendikten sonra ufak ufak cinsiyet üzerinden araştırmalara başlayabiliriz. Bazıları 12. Haftada cinsiyet öğrenirken ben 21.haftada öğrenmiştim. Tabii bu kadar gecikince ben de öncesinde araştırmaları yapıp, öğrendikten sonra karar sürecini hızlandırabilmiştim. 
Mobilyanın 1 ay kadar havalandırılması gerektiği için karar aşamasında çok oyalanmamak gerek.




Bebek odası için önemli hususlar? 

17 Aralık 2015

Lohusa ne ister?

Fotoğraf www.kadıkoyanneleri.com'dan alıntıdır.

Evet lohusalık diye bir gerçek var.
Yoksa siz bunun gerçek olmadığını mı düşünmüştünüz...

Ahh ahhh... Hayat aslında hamileliğin son günlerindeki o özlem, sabırsızlık ve heyecanla kalabilseydi. Ama olmuyormuş.
Lohusalık başlı başına bir bunalımmış meğer.

İçinizi karartmak istemem, eminim aşağıda yazacaklarımı yaşayıp bu girdabı sorunsuz atlatan şanslılarda vardır aramızda. 

Demem o ki inşallah bu yazıyı anne adayı arkadaşlar değil de, çevresinde anne adayı olan kişiler okur, baba adayları okur, kayınvalideler okur, anneler okur, görümceler, eltiler, yengeler ve komşular okur. 

Doğum şaşkınlığı ile hastane günleri bitti ve eve geldiniz. Ve başladı lohusalık...

Başınıza kuru bir kalabalık üşüştü önce, sanki bir işe yaramak için gelmişte aslında zararından başka birşeylerini görmediğiniz bir kalabalık. Ve her kafadan bir ses çıkar... 

Gelin o sesleri dillendirelim :

-öyle gezme sütün üşür, yere basma sütün üşür, o ince sütün üşür, onu içme sütün üşür,sütün kesilir..........vb. 
Lohusa ne anladı? 
*Ben bir inek olabilirim, aslında önemli olan ben değilim. Tek önemli olan sütüm. Süt süt süt... İnek oldum ben anne değil.

- lohusanın mezarı 40 gün açık kalırmış.
Lohusa ne hissetti? 
*ben ölücem galiba, ölür müyüm acaba, 40. Gün ölsem bari bebegimi biraz görürdüm, ben ölünce bebegime kim bakıcak, bunu söyleyen kişi mezarıma gül dik e mi? 

-aranıyor aranıyor, bu çocuk aç!!!!!!!!
Lohusa ne hissetti?
* Ne kadar işe yaramazım ben, çocuğumu doyuracak sütüm bile yok. Kendimden nefret ediyorum ben ne biçim bir anneyim. Herkesin sütü var benim sütüm yok.

-öyle tutma beli çıkar, öyle yatırma kafası yamuk olur, öyle koyma kusup boğulur, öyle öyle öyle....
Lohusa ne anladı? 
*ben ne beceriksiz, ne bilgisiz, ne kadar ahmak gerizekalı bir anneyim. Ben anne miyim yaa, bana da anne denir mi? Bebeğimi tutmaktan bile anlamıyorum. Birileri beni ve bebeğimi gözetlemese kimbilir bebeğimi öldürebilirim bile. 

-falanın bebeginin kilosu... Filanin bebeginin gazi... Komsununkinin agzi... Akrabaninkinin tuzu vs.
Lohusa ne hissetti? 
* ben ne biçim bir bebek doğurdum böyle. Ne çirkin, ne aptal, ne çok ağlıyor, ne çok doymuyo, ne zayıf, ne şişman, ne kadar da kısa, ağzı ne biçim vs...

- falanca sezeryandan sonra göbeğini sarmamış, olduğu gibi kalmış. Sen sarmayacak mısın? 
Lohusa ne anladı? 

15 Aralık 2015

Bebek çantamda ne var?-1


Selamlar:)
İlk üç ayı geride bırakmışken bir de bebek çantamızda ne olduğunu paylaşalım dedik. Yeni annelere ışık tutalım.


Çanta : Günübirlik dışarı çıkışlarda kullandığım çantayı sırt çantası olarak tercih ettim. Hem spor hem rahat hem şık, taşıması kolay ve en güzeli ellerin boşta kalıyor olması. Siyah olduğu için babamızda taşıyabiliyor:) Bu çantayı instagramda "butikvav" kullanıcısından almıştım. 


Emzirme Önlüğü : Dışarda zaman zaman emzirme için uygun ortam olmadığında emzirme önlüğü çok işe yarıyor. Fakat erkek bebekler için olanlar genelde açık mavi renk tonlarında ya da beyaz ağırlıklı. Bu tarz kumaşlar içi belli edebiliyor. Ben rahat etmeyeceğimi düşündüğüm için çok aradım, bekledim almadım ve en sonunda koyu renk bir emzirme önlüğü buldum. Marka bebefox. Eminönü'nde Havuzlu Han'da bir dükkandan aldım.

Puset örtüsü : Bizim puset örtümüz bebek aramızın içinde vardı. Ama harici olarak bir örtü de kullanabilirsiniz. Çok kalın olmayan ama ışığı kesecek bir örtü olması yeterli. Bu örtü hem bebeği dış gözlerden korumuş oluyor hem de
dışarda daha rahat uykuya dalmasını sağlıyor.


Alt değiştirme örtüsü : Kullan-at olanlar çok pratik. Cafe ya da avm bebek bakım odalarında bebeği direkt temas ettirmeden onun üzerine yatırıp sonrasında onu atıyorsunuz. Aile sağlığı merkezinde de aynısını uygulamak gerek. Sedyeye günde kaç insan temas ediyor hasta bir şekilde. Ya da hasta bebekler de tartıda tartılıyor. Kesinlikle kullan-at en iyisi.

Termos-Biberon-Mama: Ben hem emzirip hem mama verdiğim için bu üçlüyü de yanımda taşımam gerekiyor. Eğer mama kutum büyükse o zaman bir cam kavanoza kullanacağım kadar toz mama alıyorum. Ama eğer küçük boy mama aldıysam çantama direkt atıyorum. Mama için kaynamış soğumuş ılık mama suyuna ihtiyaç var. Bunu dışarda sağlamak pek mümkün değil. O yüzden hazırlanmış bir şekilde termosuma alıyorum. Termos Tantitoni'den. Bir de biberonumuz var. Dr. Browns antikolik biberon kullanıyoruz. Emziği az akışlı o yüzden emmeyi bırakmıyor. Bu bilgiyi de merak edenler için not edelim :)



Emzik-emzik kutusu : Avent soothie emzikler zaten ikili satılıyor. Bizim biri evde biri de çantamızda duruyor. Kullanmadığımız zamanlarda kutusunda duruyor. Bebeğin üzerinde sallanan ve dışarda her yere değen emzikleri hiç hijyenik bulmuyorum. Kutu bu yüzden çok kullanışlı.



Ağız bezi : Bazen bir iki tane yetmiyor bile. Eğer çok kusan bir bebekse bol bol bulundurmakta fayda var.

Puset filesi-Bebek arabası kancası : Bebek aramasının tutma yerine asılan bu iki ürün kurtarıcı.  Fileyi, bebeğin emziği, oyuncağı, biberonu ya da kolay erişmek istediğiniz her şey için kullanabilirsiniz. Kancaya ise alışveriş poşetlerinizi asıp rahat rahat gezebilirsiniz.



Islak mendil : Bebek çantasının olmazsa olmazı. Sadece alt değiştirmede değil, ufak tefek kazalarda da hemen müdahale için süper:)


Bebek bezi : Bebek çantasının demirbaşı. Eve gelince ek yapmayı unutmamak gerek.

Çöp poşeti : Bez değişimi bazen çöp bulunmayan bir yerde yapılabiliyor. Ev ortamı ya da arabada olduğunda, kirli bezi hemen çantadaki küçük boy çöp poşetine atmak en iyisi.

Yedek kıyafet : Şimdilik öyle çok da üstünü kirletemediği için ben bir body ve bir de tulum alıyorum.

Battaniye : Mevsime göre ince ya da kalın bir yedek battaniye çantada olmalı. Dışarıda yere düşebiliyor, üzerine kusabiliyor vs.



Eklemek istedikleriniz varsa lütfen yorum bırakın :)
Sevgi ile
Zehra G. Ölmez

10 Aralık 2015

İlk 3 ayda Olmazsa olmazlarımız

Öyle böyle derken ilk üç ayımızı geride bıraktık.
İlk üç ay dediğimiz dönem aslında hamileliğin devamı yani 4.trimester olarak da gösteriliyor.
Yani bebeğimiz bu üç ayda çoğu zaman kendini hâla anne karnında zannediyor. 

Dış yaşama adapte olması için ona yardımcı olmak ve bu zamanı hem bizim hem de onun rahat geçirmesi için tecrübe ettiğimiz olmazsa olmazları yazmak istedim.
Ve keşke alsaydık dediklerimizi paylaşayım dedim. Anne adayı okuyucularıma faydalı olacağını düşünüyorum.

İlk üç ayımızda olmazsa olmazlarımız:


1) Dönence 
Biz Fisher Price'ın Kelebekli Rüyalar dönencesini tercih ettik. İçinde üç farklı melodi yüklü. Anne karnı sesi, sözsüz ninni ve doğa sesleri. Biz ilk ayımızda anne karnı sesini, 2-3 ayımızda da ninniyi dinleyerek uyuduk. Uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gerçekten. Özellikle bizimki "çıt" olsa gözleri açan bir bebek, bu yüzden melodiler evdeki ufak tefek sesleri de bertaraf ettiği için bizim için tam kurtarıcı oldu. İlk iki aydan sonra artık dönen ayıları da izledi. Bir de projeksiyonla yıldızlar dönüyor tavanda ama o henüz bizim için anlamlı değil. Çalma süresi 15-20dk kadar. Bazen tek seferde bazen iki sefer üst üste açınca uyuyor. Şarjlı pil kullanıyoruz, her uykuda bazen de tekrarlı kullanmamıza rağmen piller 1 ay dayanıyor. Sonra şarj edip devam :) Gittiğim yere bile götürüyorum. Bir de uzaktan kumandası mevcut. Odaya girmeden de çalmayı sürdürebiliyorsunuz. Benim için tam bir kurtarıcı. Farklı marka ve seçeneklerde bulabilirsiniz. Dönenceler ilk 5 ay kullanılan ürünlerdir.



2) Küvet filesi
Minik bir bebeği yıkamak gerçekten zor. Çünkü hem hızlı olmak hemde onu korkutmamak gerekiyor. İşte bunun için kolaylaştırıcı parça küvet filesi. Bebeğin küvetine yanlardan takılıyor. Bebek üzerine uzanıyor ve tek başınıza bile rahat rahat yıkayabiliyorsunuz. Sevi bebe'nin filesini kullanıyorum, muadili çok. 




3) Avent smoothie emzik
Ahh çeşit çeşit cicili emzik almıştım. Hiçbirini ağzında tutamadı. Meğer her bebek emziğe alışamazmış. Alışmaması bir açıdan iyi olabilir ama özellikle bu kadar küçükken uykuya dalması zor oluyor. Emzik bunu kolaylaştırıyor. Emzik olmadığında da anne memesi emzik olarak kullanılıyor. Biraz araştırınca smoothie emziğin anne memesi hissini verdiği ve bebeklerin kolay alıştığını okudum. Hemen aldım yine de ağzında tutamıyor ama ben arkasından parmağımla destek verince en azından emiyor, hiç yoktan iyidir. Uykuya dalması kolay oluyor.

4) Nurse Harveys
21. Günde çığlıklarla tanıştık gaz sancısıyla. Gece gündüz birbirine karıştı. Kolik bebek olmuş Harun. O ne sıkıntı nasıl ağlamak öyle...Doktorumuz sab simplex vermişti. Hiç işe yaramadı. Sonra en çok önerilen

18 Kasım 2015

Anne Oldum Ben / Doğum Hikayemiz...




Her hikaye bir diğerine aslında çok benziyor ama bir o kadar da ayrı ve özeldi...
Öyle çok doğum hikayesi okudum ki hepsindeki duygular hemen hemen aynıydı fakat benimkinde bir duygu fazladandı. O da acı... Bu yazımı belki okudunuz ya da okumayanlar bakabilirler.

Bende birgün aniden sancılarım oldu apar topar gittik diye başlayabilirdim sözlerime ya da sancıları hissetmemişim hay Allah diye keyifle başlayabilirdim bu hikayeye...

6. Eylül akşamına kadar gün sayıyorduk. Son üç ayımda annem ve ablamın yanımda olmasının verdiği rahatlığı doyasıya yaşıyordum. Doğumda benimle olacaklarını bilmek inanılmaz bir huzur veriyordu. Ama olmadı. O akşam herkes koltuğunda çayını yudumlarken, hiç ihtimal vermediğimiz asla yakıştırmadığımız, içimize sığmayacak kadar acı bir haberin ihtimalini duyduk. 

O gün sabah olmadı, gün doğmadı.
İhtimali bile kalp atışlarımı öyle bir hale getirdi ki konuşamıyordum. O gece ilk kez acile gittik. Açılma yoktu. Sancılar çoktu ve tansiyonum yüksek. Kalp atışlarım normal değildi. Evde istirahat verdi acil doktoru, sabah kendi doktorum Mehtap Hn. tekrar görecekti. 

O sabah olmadı işte... Şehit haberi yaktı bizi, eniştem değil abimin haberi...Kesinleşmedi deselerde bana artık ismi Twitterda trend topic olmuştu, şehit olmuştu abim... 6.Eylüldü günlerden. 

Sabah ablam halâ bana önemli olan sensin, bebeğini düşün kendini bırakma diyordu. Bak bende çocuklarımı düşünüyorum diyordu. İnanamıyordu besbelli, hayat arkadaşını kaybettiğine...

Annem ve ablamı karmakarışık halde bırakıp kontrol için hastaneye çıktık. Bilmiyordum ki eve döndüğümde artık onları göremeyeceğimi.

Mehtap Hn. Ablamla da tanışmıştı. Habere o da çok şaşırdı, üzüldü bana teselli vermeye çalıştı. Beraber 9 ay geçirmiştik onunla, böyle bir anda gerçekten destek beklediğim ilk insanlardan biriydi doktorum ve sağolsun eksik etmedi...
Nst sonucunda yine sancılar çıktı. Tansiyon normale girmemişti. Çatı muayenesini hem kendisi hem başka doktor arkadaşı yaptı. Açılma yoktu, bebeğin başı büyük dediler. Psikolojik olarak bebeğin yakın zamanda gelmemesi süreci her ikimiz içinde zor bir hale getirebilirdi. Normal doğum istemiştim en başından beri evet ama artık şartlar değişmişti. Bebeğin olumsuz etkilenebilir bu halinden dedi ve diğer doktorda bebeğin başından dolayı normal doğumun riskli olacağını...
Peki Mehtap Hn. dedim, zaten düşünecek halim yoktu. O da biliyordu. İlk  günden beri ona güvendim. O anda bunu yaptım...

Eylül başından itibaren artık son günlere katlanamıyordum ,sabrım iyice tükenmişti. Dilimde hep ben 10.Eylül'de doğurayım vardı. Hayırlısıyla demedim tabii, gevezelik yapıyordum aklım sıra... Ama yapmamalıymışım. İnsan diliyle işte böyle terbiye olur...

Mehtap Hn. benim bu sözlerimden tabii ki habersiz olarak "bebeği 10.Eylül'de alalım o zaman" dedi.
Elim ayağım işte o an buz kesti. Sezeryandı bu...7.eylül-8.eylül ya da 12.eylül değildi... Benim başına hayırlısı koymadığım 10.eylüldü...

Eve döndük, doğuma artık 3 gün vardı. Evde ablamda annemde yeğenlerimde yoktu artık. Acı, onları bir rüzgar gibi önüne katıp götürdü. Geride bolca hüzün kaldı. 

Furkan ertesi gün cenaze için Bursa'ya gitti. Ben yalnız kalmak istedim, kendimle, Harun'la...
Buzdolabını açtım. Annemle ablamın son gün yaptıkları alışveriş malzemeleri. Ağlayarak boşalttım, komşulara verdim. Doğum, hastane derken zaten yemeğe fırsat olmayacaktı. 
Ayakkabılık, küçük oda, oyuncaklar, ütüler...Her yerde eşyaları vardı. Onlara veda bile edememiştim. Ağlayarak topladım eşyalarını. Çok ağladım çok. Abim görevine gitmeden son gece bizde kalmıştı. Onun pijamalarını gördüm yattığı kanepenin altında... 
Çok zor 3 gün geçirdim. 3 yıl gibiydi. OCB hastalarını çok iyi anladım. Evi sürekli temizlemek istedim çünkü. Hiç durmadan düşünmeden hep temizlik yapmak istedim, yaptım. 

İki gün önce güle oynaya gezdiğim ablamı, iki gün sonra tv ekranında elinde abimin fotoğrafıyla ağlayarak izledim. 

Kimse anlayamaz, asla bilemez neler hissettiğimi.

Akşam Furkan geldi, ertesi sabah 7'de yatış yapacaktık. Son hazırlıkları yaptık. Yorgunluktan bitmiştim.
Nasıl uyuduğumu bilmiyorum.


Sabah olduğunda içimde yeşil bir filiz gün ışığını bekliyordu sanki. 3 gündür üzerimdeki hüzün yerini sükunete bırakmıştı. 
Yanımızda çok sevdiğimiz komşularımız vardı. Sağolsunlar. Hastanede kuzenim Kübra ve arkadaşım Kübra'da bizi bekliyordu.

Yerleştik, damar yolu açıldı, son kez NST'ye bağlandım. 38+3 olmuştuk. Sonrasında o çirkin ameliyat önlüğünü giydim, bonemi taktım. 

Yatağıma uzandım. Annem dualar edecekti arkamdan, ablam ben buradayım her şey güzel olacak diye gözlerime bakıp el sallayacaktı. Ama yoklardı yanımda... 


Olanlara şükür...El salladım. Furkan ameliyathaneye kadar geldi. Veda edemeden bir anda içeride buldum kendimi. Son bakışı çaresizdi, elini bile tutamadım diye hayıflandım. 

Hiç bekletmediler, direkt girdim. Çok kalabalıktı. Etrafa boş gözlerle baktım. Kalp atışlarım giderek artıyordu. Bir bedende iki can olarak son dakikalardı. 9 ay bitmez gibi gelmişti, kusarken zaman hiç geçmiyordu...Ameliyathane soğuk demişlerdi, değildi. 

Sezeryan kararı sonrası anesteziyle de görüşüp epidurale karar vermiştik.

Görüşmeyi yaptığım uzman yanıma geldi.
Beni sedyeye oturttular. Önümde bir erkek hemşire bana öne doğru omuzlarımı düşürerek iyice eğilmemi söyledi. Anestezi uzmanı da arkamda belimden iğneyi yapacaktı. Bir turlu doğru şekilde eğilemedim, uğraştırdım. Sonunda oldu. İğne yapıldı. Simdi ayaklarından bir sıcaklık baslayacak hissedince söyle dedi. Hissettim hemen. 
Sonra Mehtap Hn. geldi. kollarımdan tuttu ve

05 Kasım 2015

Bir hamile hikayesi / Hamile Fotoğraf Çekimi

Bana verilen hamilelik süresinin sonuna geldik...:)
Aslında bu bir son değil yepyeni bir başlangıcın 40 haftalık arefesiydi.
Hep özenirdim haftalık ya da aylık hamilelik fotograflarına. Aynı fon ve aynı kıyafetle çekilmiş bir dizi fotoğraf aslında hamilelik için en klasiklerden biri. Ama özenirdim işte, birgün hamile olursam öyle fotoğraflar çektiriceğim derdim.
Olmadı... Çünkü hamilelik öyle filmlerdeki gibi değilmiş. Birkaç kez yalandan mide bulantısı ve sonrasında bol bol mevsiminde olmayan ya da yapımı zor olan birşeyleri canının çekmesi...Değilmiş aşerme dedikleri...Bazı günler sadece bir iki adım tuvalet ve yatağa gitme dışında bile yürüyemediğim, dışarı çıkamadığım, içtiğim suyu bile çıkardığım o günler çook uzun sürüyor sanki zaman hiç ilerlemiyordu.
4 ay süren bu halimle tabii ki o fotoğraflara sahip olamadım. Sonrasında da hep ihtiyaçsal olarak bir aktivite yaptık, fotoğraf aklımın ucundan bile geçmiyordu ki artık koca göbeğim benden önde gitmeye başlamıştı.
Hiç hamile fotoğrafım yoktu ve başka hamilelerin fotoğraflarını gördükçe artık üzülmeye bile başlamıştım.
Ama öyle kısa bir zamana yayıldı ki hazırlıklar bir türlü vakit ayırıp bir fotoğrafçıyla çalışmayı düşünemedim.

Taa ki son haftalar iyice yaklaşıp sancılarda yavaştan kendini hissettirince  eyvahh

02 Kasım 2015

Hastane çantası nasıl hazırlanmalı, neler olmazsa olmaz?

Merhabalar,
Yazılar tükenmiyor evet :) Umarım bir yerlerde kafası karışmış kaderdaşlara fikir olabiliyordur...

Haftalar haftaları kovalayıp, bir yandan odası bir yandan kalan ihtiyaçları ve bir yandan da kendimi annelik serüveni için hazırlamak derken bir baktık son haftalar gelmiş.
30. haftaya daha çoook varken davulun sesi uzaktan hoş geliyordu. "Ben 30.haftada hastane çantamı hazır ederim ne olur ne olmaz" diyordum Furkan'a ve 36. haftada bile çantada eksiklerim hala vardı bir türlü tam yerleşememiştim. Sıcaklar zaten sınırlı olan enerjimi sömürüyor ve hazırda duran eşyaları bavula koymak sanki çok büyük işler yapmak gibi zor geliyordu.
Siz siz olun benim gibi son haftalara iş bırakmayın. Bence birçok iş 32. haftaya kadar kesinlikle bitirilmeli.



Hastane çantası hazırlamakla ilgili okuduğum kitaplardan ve tecrübeli anne bloglarından bolca faydalandım. Biraz da kendi ihtiyaçlarımı göz önünde bulundurup listemi oluşturdum. İnşallah sizlere de faydası olur.

Liste öncesi hastane ile nelerin sağlandığını konuşmak ve odayı gezmek de faydalı oluyor.Ama ben zaten gebe okulunda bizzat Medicana'nın baş ebesinden dinlediğim için ihtiyaçları, tekrar sormama gerek kalmadı.



İşte benim çantamda olanlar :

Hamilelikte neler okumalı?


(2.Eylül'de yazıldı)
Merhabalar :)
Bu aralar içim içime sığmıyor. Çok az kaldı artık zaman da geçmiyor sanki. Hep yazmak ve ne yaptığımı paylaşmak, halim;bir yerlerde yazılı olsun,aynı durumda olanlara bir nefes aynı durumu yaşayacaklara da nacizane bir yol olsun istiyorum.

Daha önce bahsetmiştim, neler okuyarak kendimi anneliğe biraz da olsa hazırladığımı, buralarda kalsın istedim.
Bu süreçte tabii ilk 4 ay kadar mide bulantımdan dolayı başımı kaldıramadığım için benim için okuma ve araştırma en yoğun olarak son 5 ayda oldu.

İnsan bilmediğini ve tecrübesizliğini en çok bu dönemde kabul etmeli bence. "Biz nasıl büyüdük" , "Eskiden bunlar mı varmış."  gibi bilgisizliği kabullenmek ve "her çocuk nasıl büyüdüyse bu da büyür." kestirip atan tavır maalesef günümüz ebeveynlerinde de gördüğüm bir tutum.

Her bebek ayrı, her çocuk ayrı tabii ki. Kitaplarda yazanlar, paylaşılan tecrübeler birebir sizin çocuğunuzda da sonuç verecek gibi bir kesinlik olamaz. Yalnız mümkün olduğunca fazla seçenek, yol ve yöntem bilmek, özellikle uzmanların yazı ve önerilerini kulağa küpe yapmak bence çok önemli.


Öncelikle başlangıç için seçtiğim kitaplardan fikir edinmek isteyenler için
çok kısacık bahsederek geçeceğim.

Kitaplar:

Çocuk Eğitimi El Kitabı- Haluk Yavuzer

 Kitapta bir çizerle çalışılması, kitabı keyiflendirmiş ve örnekleri daha kolay canlandırıp zihinde kullanılabilir yerlere depolamayı sağlıyor bence. Anne-baba ve çocuk arasında geçen diyalogları çizgi karakterle izliyorsunuz. Ve olaylar karşısında çocuğa doğru tepkiyi verebilmek ve yanlışı bir daha yapmamasını sağlamak için can alacı yaklaşımlara yer veriliyor. Tüm bunların sürekli farklı olaylar üzerinden yürümesi kendi açımdan ilerleyen dönemde daha kolay uygulamamı sağlayacak gibi. Çünkü bilgiyi kalıcı olarak kaydediyor zihin.

Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural-Adem Güneş

Öyle keyifli ilerleyen bir kitap ki... Çünkü çok kısa kısa can alıcı kurallar ve hemen yan sayfasında da kuralların örnekleri ve açıklamasına yer verilmiş. Oldukça kolay anlaşılır örnekler ve aslında doğru bilinen yanlışların ne kadar yaygın olduğunu gözlemleyebileceğiniz bir kitap. Ben zaman zaman kendi çocukluğumdan  da yapılmış yanlışları yakaladım.

Anne Olmak-Haluk Yavuzer

Yazar, uzun yıllar farklı şehirlerde farklı sosyo-ekonomik duruma sahip ailelerle anne-baba okulu programı yapmış ve mevcut danışanları üzerinden bir derleme yaparak örnekleri onlar üzerinden dile getirdiği bir kitap.yine annenin hangi koşullarda nasıl doğru davranışı sergilemesi gerektiğini anlatan bir kitap. Keyifle ilerliyor fakat unutma korkusu yaşadığım bir kitap oldu. O yüzden sürekli başa alıp belirli aralıklarla okunmalı.


İyi Uykular, Tatlı Rüyalar El Kitabı-Kim West

Uyku bir bebeğin en önemli ihtiyaçlarından biri aslında. Bu süreç bazen sıkıntılı olabiliyor. Ama belirli rutinler uygulanarak çok sıkıntısız atlatılması mümkünmüş. Uyku Eğitimi diye bir gerçek var. Yazarımız bu eğitimi alacak bebeğin min. 9 aylık olmasından bahsetmiş. Fakat 9 aydan önce de uyku eğitimini daha da kolaylaştırıcı uygulanacak püf noktaları vermiş. 

Anne Baba ve Çocuk Arasında- Dr. Haim Ginott

Yabancı yazarların kitaplarına biraz önyargılıydım aslında. Çünkü çocuk eğitim ve kiltirel farklılıklar fazlaca... Bu kitapla genelleme yapmamam gerektiğini anladım. (Keşke hayatın her yerinde bu genellemelerden kurtulabilsek.) anne-baba-çocuk arasındaki diyaloglar üzerinden devam ediyor. Tabii bu yukarıda da behsettiğim gibi bilginin kalıcılığı ve uygulanabiliği açısından kolaylaştırıcı bir yöntem. Doğru yaklaşım nasıl olmalı, yanlış olan tepkilerden nasıl uzak dururuzu bu kitapla anlamak mümkün.

Bebek Ruh Sağlığı Rehberi-Dr. Koray Karabekiroğlu

Elinize aldığınızda üniversite ders kitabıymış hissi verebilir. 0-4 yaş arası bebeklik döneminde karşılaşılabilecek tüm ruhsal hastalıklar masaya yatırılmış. Tabii biraz iç karartıcı bir tablo. Ama hangi durumlarla karşılaşan bir bebek hangi koşullarda bulunan bir bebek bu ruhsal hastalığa açık olur. Ne yapmak gerekir vs. detaylı anlatılan bir eser. Bebeğin aylık gelişimleri ile ilerliyor. O yüzden rutin olarak bebebğin bulunduğu ayda bir açıp üstünden geçmekte fayda var.

Hamilelik-Doğum ve Bebek Bakım Kitabı- Ayşe Öner

Yine bir gün instagramda bir hesaptaki paylaşımla ulaştım Ayşe hanıma. Bir süre takip ettim, Hamilelik eğitimlerinin olması beni heyecanlandırsa da o dönemde zaten gebe okuluna gidiyordum. Ama onun da bilgilerinden faydalanmak istedim. Baktım ki bir kitabı var. Hemde içinde Hamilelik başlangıcından doğum sonrasına kadar merak edip edebileceğimiz herşey yer alıyor. Ayşe Hn. gibi uzman birinin bilgilerinden faydalanmak paha piçilemez bence. Çünkü uzun yıllar bebek hemşireliği yapmış. Bebeğin anne karnındaki haftalık gelişimi, hamile ve yeni anne beslenmesi, hamilelik egzersizleri, normal doğum sezeryanla ilgili birçok konu, sancı detayları, yenidoğan bebeğin özellikleri, bebek alışverişi, bebek odası vs. birçok konuda sıkı bir kaynak. Hamilelik haberi ile birlikte eş zamanlı başlanması gereken bir kitap.

40'ı Uçana Kadar-Dr. Gökhan Mamur

Bir gün takip instagramda takip ettiğim tecrübeli bir annenin paylaşımıyla ulaştım Gökhan Mamur'a. Öyle güler yüzlü ve enerjisi telefonun içinden bana ulaştı diyebilirim. Gerçekten ne kadar kendisine uygun bir meslek üzerine çalışıyor dedim. Baktım ki bir de kitabı var. Hem de bir hamile için ideal bir kitap. İlk 40 gün bizi neler beklediğini anlatıyormuş. Hemen alıp okumaya başladım. Bir bebek sahibi olma fikrinden başlıyor ve yeni bir annenin bilmek istediği birçok detay bilgiyi kısa kısa önem sıralarıyla bahseden bir kitap. Işık hızında tükettim :) En etkilendiğim iki bölümden bahsetmek istiyorum. Bebek alışverişinde en önemli ilk iki ihtiyacın burun aspiratörü ve oto koltuğu olması. Tabiiki listemde mevcuttu ama ilk ikide olmasının önemine değinmiş Gökhan Bey. İkincisi ise emzirme ile ilgili. İlk gün bebeğin anneden emmesi gereken süt miktarının azlığı. Kitapta bir nokta ile gösterilmiş. Alıp okursanız faydalı olacağına eminim.

Çocuğunuzun İlk Altı Yılı- Haluk Yavuzer

İlk 6 yaş derinlemesine incelenmiş. Ruhsal- sosyal,dil ve algısal gelişimi,motor gelişimi  ve daha birçok açısından bebeğin 0-1 ay arasından başlayarak devam eden ve neler yapabileceğini, oynayabileceğiniz oyunları vs. detaylı olarak anlatan bir kitap. Ben çok yükleme yapmadım ve ilk birkaç ay sonrasını okumadım. Zamanında okuyup rutin olarak devam edilmeli bence.

***
Biliyorsunuz ki sıkı bir blog okuyucusuyum. En az yazmak kadar blog blog gezip yeni hikayelere karışmayı çok seviyorum. Ama bu zamana kadar annelik, bebek, hamilelik,doğum, bebek beslenmesi, lohusalık vs. ilgili yazan bloglara ya da bloglarında bu tarz yazılara da yer vermiş bloggerların yazılarını hiç okumadım:) Doğal olarak şimdilerde ilgi alanım ağırlıklı bu konular olunca yeni yerler açtım zihnimde...

İşte kim bu yeni hikayelerin kahramanları aşağıda...Hepsinde apayrı bir hikaye, hepsinde ayrı bir bebek... Hepsi ayrı ayrı özel. Kısa kısa bahsetmek istiyorum onlardan da...Faydalı olması ümidiyle...


Bloglar:
Gizli Teras
Gizem'in blogu aslında lifestyle blog. Hamileliği ve doğumu ile ilgili farklı birçok yazıya yer vermiş, oldukça güzel. Ben hepsini okudum. 
Gizem ig TIK TIK

İlk kez anne oldum
Sevgili Ayşe'ye instagramdan ulaştım. Bloguna transfer oldum. Bol bol bebek/çocuklarla ilgili krizde kalınan konulara değiniyor. Mutlaka işinize yarar birşeyler okursunuz diyorum.
Ayşe ig TIK TIK

Gebbe Pınar Günlüğü
Pınar'ı da yine instagram karıştırmalarımda keşfettim. Hamileliğim başlarken o da artık sona yaklaşıyordu. Her haftadan fotoğraf paylaşıyor ve bir şeyler yazıyordu mutlaka. Birgün oturup baştan sona tüm yazdıklarını okudum. Özellikle mesleğinin ebe olması yazdıklarının güvenilirliğini de artırıyordu benim gözümde. Çok da olumlu başlayamayan hamilelik serüveninde nasıl da dimdik durduğunu, bakış açısındaki teslimiyet, hayata karşı pozitif yaklaşımı her paylaşımından fışkırıyor. Eksik kalmayın bence...:)
Pınar ig TIK TIK

Özge Kopuz
Ablamın keyifle takip etmesi ve bana sürekli bahsetmesi ile tanıdım Özge'yi. Bir süredir beraber sıkı takipçisi olduk. Hatta o da yetmedi, yazlarını Güzelce'de yazlıkta geçirdiğini bildiğimizden kalkıp ziyaretine gittik, tanıştık. Bize kapılarını açtı sağ olsun. 
Özge aslında hikayesi bir tık daha farklı olanlardan. Tüp bebek ile gelen 3 tane birbirinden güzel ve özel çocukla başlıyor hikayesi. Kader inancı ve yaşama enerjisi öyle yüksek ki örnek almamak mümkün değil. Hem instagram hem de blogunda gayet aktif.
Özge ig TIK TIK

Momslike
Pelin'in iki güzel meleği var. İkinci hamileliği ile denk geldik zamanlama olarak. Öyle takibe başladım. Her haftadan mutlaka post ve fotoğraflar paylaştı. Baktım ki blogda bol bol yararlı yazı yazmış hamilelik öncesinde, tecrübeli anne olarak. Birçoğunu okumaya çalıştım bile.
Pelin ig TIK TIK


Anne Ben Anne Oldum
Sevgili Sezin...Onu doktorum yani doktorumuz Mehtap Derelioğlu'nu araştırırken buldum. Aynı doktora gidiyormuşuz tabii o 2013'te gitmiş. Yorumları, doktorumda kesin karar vermeme çok yardımcı oldu. Zorlu bir hamilelik geçirmiş, Hikayesi paylaşılmalı bence.
Sezin ig TIK TIK

Annekito

Hamile olduğumu öğrendiğimde sürekli instagramda kaçıncı haftadaysam yazıp, o haftada olanlara bakıyordum. 1hafta öncesini-sonrasını da yazıyordum. Sürekli karşılaştırmalar yapıp bazen kendi kendimi tedirgin bile ediyordum. Neyse işte tam da böyle şeyler buldum Sevgili Özlem'i yani annekito'yu. Aramızda 11 gün vardı, benden öndeydi. Keyifle takip ettim sonra blog açıp yazmaya başlayınca daha da sevindim. Bu süreçte bol bol paylaşım yaptı. Ve insan inanamıyor ya hep hamile kalacakmışız sanki gibi geliyor... 1 hafta önce doğum yaptı bile. Rüya'ya kavuştu....Onu takip edin, doğal ve içten paylaşımlarından eksik kalmayın derim.
Özlem ig TIK TIK

Biraz Ordan Biraz Burdan
İpek'i de instagram ile bulmuştum aslında. Baktım ki bir blogu da var hemen baktım. Sadece iki yazı var lohusalık ve normal doğum hikayesini paylaşmış ama dolu dolu iki yazı. Bence okumalısınız. Umarım yazmaya devam eder:)
İpek ig TIK TIK

Pembe Koala
Little swimmers etkinliğinde sürekli havuza atlamaya çalışan bir miniği paylaştı katılan miniklerin anneleri ig'de. İşte o minik, nam-ı değer pembe koala'nın Batuşuydu. Öyle tatlı bir çocuk ki, küçük yaramaz bir erkek sanki. İnsan gün içinde bakmadan duramıyor yani benim için öyle. Funda şimdilerde doğum hikayesini paylastigi bir blog acti. Cok da iyi yapti, bence okumalisiniz. 
Funda ig TIK TIK


Birbirinden ilginç post konuları var. Anneliğe hazırlık yaparken okuyup ciddi manada bilgi sahibi olacağınız ve öyle her yerde de okuyamayacağınız şeyler yazıyor. Emeğini sağlık gerçekten faydalandım.  Gülderen ig TIK TIK

Burcu, annekito Özlem'in en yakın dostu. İg'deki paylaşımlarından yola çıkarak tanıdım onu da. Yakınlarda 1yaşına basan Arya'nın maceraları var burada da.  Burcu ig TIK TIK

Funda'yı daha buralar bağ bahçeyken takip etmeye başladım. Dekorasyon tarzı ve iletişim dili kendine hastı. Sonra Funda'nın 'zeze'si Barış, katıldı aramıza ve o renkli hayat daha da renklendi. Bir de Funda artık blogunu elden geçirince doyamaz oldum paylaşımlara...:) Funda ig TIK TIK

Bir gün ig'de mama sandalyesinde oturmuş iştahla önündekileri yiyen bir bebek gördüm. Baktım ki hemen hemen tüm paylaşımlar böyle. Mert'in annesi sevgili Sima sayesinde tanıştım blw ile. Sizde bu bebek beslenme şeklini bilmiyor ve merak ediyorsanız,bir göz atın derim. Ek gıda dönemine geçmiş anne-bebekler için müthiş faydalı bir sayfa. Sima ig TIK TIK




Zehra G. Ölmez




05 Ekim 2015

Hafta hafta gebelik halleri 7-9 ay 3.trimester

Merhabalar,
Görüşmeyeli bir önceki yazımda dilim döndüğünce anlatmaya çalıştığım büyük bir acı yaşadık ve eş zamanda 9 aydır gün saydığımız meleğimize kavuştuk. Allah acıyı-tatlıyı birlikte yaşattı bize.
Onun takdirine şükürler olsun...

***

Kalan son 3 aylık hamile günlüğümü de paylaşarak tamamlamak istiyorum.
Doğum hikayem,bebek oda dekorasyonumuz, bebek alışveriş listemizi extra yazılar olarak yer vereceğim inşallah. Bekleyenler için faydalı olması ümidiyle...


27.hafta: Geçtiğimiz haftanın sonunda kontrolümüz vardı. Çok şükür herşey yolunda. Kilo konusunda da dikkat etmem işe yaramış:) Bu sefer kiloları ben değil minik Harun almış. Tabii anne adayı olarak bu durum beni çok çok mutlu etti.
Bir de gebelik şeker yükleme testi istedi doktorum. Evet Canan Karatay'ın söylediklerine rağmen yaptırdım. Çünkü doktoruma güvenmek durumundayım. Zaten içinde bulunduğum durum beni de tedirgin ediyordu ve sonucu bende çok merak ediyordum. Durum şu ki ben 5 kilo doğmuş bir bebektim:) kulağa hoş gelse de aslında sağlık açısından bu pek parlak değil ve annem şeker hastası ve yüksek kiloda hamileliğe başladım. İşte tüm bunlar beni çok tedirgin ediyordu ama çok şükür testin sonucu 101 çıktı. Yani problem yok şükürler olsun.
Test için sabah aç karnına önce idrar ardından kanınız alınıyor. Daha sonra içinde 50mg şeker olan bir bardak suyu içip hiç hareket etmeden 1 saat bekliyorsunuz. Ardından tekrar kan alınıyor. Ve eğer sonuç 140mg ve üzeri çıkarsa doktor 100mg'lık yeni bir test istiyor. Bunun sonucu da yüksek çıkarsa gebelik şekeriniz var, eğer düşük çıkarsa yok. Eğer varsa çok zor günler artık sizi bekliyor demek... Sıkı bir diyetle kalan 3 ayı tamamlıyorsunuz. Allah yardımcısı olsun diyelim gebelik şekeri çıkan arkadaşları:/
İçtiği şekerli karışımla 1 saat beklemek bazı gebeleri çok zorluyormuş. Okuduklarım beni de huzursuz etmişti. Mide bulantısı ve kusma yaşayan çok olmuş. İnanır mısınız bana çok iyi geldi. Nasıl zevkle içtim nasıl hoşuma gitti anlatamam:) Hatta daha bile içebilirdim. Bunda uzun zamandır tatlı yememeye dikkat etmemin etkisi var bence, tamamen bünye mahrumiyetinin etkisi:))
Ve bu hafta Ramazan başladı. Daha önceki yazılarımdan hatırlayanlar Ramazan'ı çok sevdiğimi bilirler. Ama bu yıl biraz buruk bir Ramazan oruç tutamadığım için. Allah büyük ne yapalım minik Harun iyi ve sağlıklı olsun da...

(8.ayı geride bırakmamızdan bir kare...)

28.hafta: Artık bir süredir kasıklarımda ağrı hissediyorum. Harun'un hareketleri de giderek güçleniyor. O kadar güçlü ki hatta bazen korkutuyor beni:) Hazırlıklara gelince,bu hafta inşallah odamız teslim edilecek ve havalandırma süreci başlayacak. Onun dışında birçok eksiğimiz tamamlandı. Yerleşeceği günü bekliyor:) Bu kısımları çok çok keyifli. Önümüzdeki hafta da duvar kağıdı ve boyası yapılacak inşallah. Hazırlıkları, alışveriş listemi ve dekorasyonu inşallah detaylı olarak paylaşacağım.
Her daim açlık hissediyorum. Sanki yıllardır yemek yemedim gibi. ağzım doluyken bile gözüm diğer tabaklarda:) Nasıl bir oburluk anlatamam yani. Bu hafta yere eğilip birşey almak falan artık çok güçleşti. Yorulduğum an sol gögüs altıma bir ağrı saplanıyor ve ancak gece uykusuyla geçiyor. Kramp bir iki kez yaşadım gerçekten çok kötü. Bu yüzden yatakta ayaklarımı germemeye çalışıyorum. Bu gerçekten daha iyi oluyor.
29.hafta: Bu haftaya doktor kontroluyle basliyoruz. Artık aylık değil 3 haftada bir gitmeye devam edecekmişiz ve giderek sıklaşacakmış.
Çok şükür herşey yolunda. Harun da çok iyi. Bu sefer güzel yüzünü de gösterdi. Cok mutlu olduk. Yine kiloyla ilgili uyari aldim. Ne yapsam olmuyor bende anlamadim, doktorum diyetisyen onerse de ben gitmek istemiyorum. Cunku uyamayacagimdan eminim. Ahh bu tatlilar. Birkaç sefer azicik bile yesem hemen birkaç kilo olarak depolanmış. Biraz canım sıkkın tabii. Ama Harun için mutsuzluk yok...
Gece uykularında da huzursuz uyumalar başladı. Sol tarafıma yattığım için midir bilmem ama sol kasığım uyandığımda çok ağrıyor. Buna bir çözüm geliştirmem gerek...Açlık hallerim de tam gaz devam. Nedense canım hep zararlı şeyler istiyor. Gözümde hep poğaça börekler baklavalar:)
Bir de çatlaklar bu haftaya kadar hiç olmamiştı. Lierac krem aslında almiştım ama kullanmadım. Bu hafta alt göbek kısmında hayli çatlak oldu. Bu iş ihmale gelmezmiş valla:/
Bu arada ablam ve yeğenlerim geldiler. İnsallah son haftaları beraber geçiricez. Harun da bu duruma çok mutlu oldu.
30.hafta: Nereden nereye geldik... 30lu son haftalar başladı bile. Artık sona doğru aslında yepyeni hayatımızın başlangıcına doğru hızla gidiyoruz. Heyecanım giderek artıyor ve manevi olarak sanki eksikmişim hissi de devam ediyor. Ona her anlamda yeterli olacak bir anne olmak istiyorum herkes gibi... İnşallah da öyle olur.
Artık idrara çıkmalar iyice sıklaştı. Çünkü idrar kesesi iyice sıkışık bir halde içeride:) ayağa kalktığımda özellikle hep sıkışmış hissi oluyor.
Yürüyüşlere devam tabii ki ama artık tempom düştü. Yorulma daha kısa süreye indi.
Kiloyla başım belada. Doktorumunda kiloya aşırı hassas olması beni iyice bunaltmaya başladı. Çok dikkat etmeme rağmen hızlı kilo alıyormuşum sanırım bünyeyle ilgili. Zaten hiç makarna, pilav, börek yemiyordum. Geçtiğimiz haftadan itibaren günde 1-2 dilim yediğim ekmeği de kestim. Haftada 1-2 kez tatlı yemiştim. Artık onu da kestim hiç yemiyorum. Çok zorlanıyorum anlatılmaz yaşanır yani. Gözümün önünden tatlılar uçuşuyor. Canım öyle istiyor ki... Ahh ahhh. Sanırım hamilelikte beni en çok zorlayan beslenme oldu. Başlardaki iştahsızlık ve kusmalar şimdi ise daimi açlık ve istediklerimi yiyememek. Herşey senin için Harun:)
31.hafta: Bu hafta doktor kontrolumuz vardi. Cok sukur hersey yolunda, kilo kontrolunu basarmisim. Aldigim kilonunda buyuk bolumu Harun'a gitmis, daha ne olsun. Ramazan bitti, bayramda da kendimi kontrol ettim surekli. Bayramda Bursa'da olmak, gezip eğlenmek cok iyi geldi. Botanik parkta bisiklet turlarimiz cok keyifliydi. Tabii ki performansim dusuk ama yine de tadini cikarmaya calistim.
32. Hafta: Gectigimiz haftadan bu yana kasılmalar arttı. Bu bana endişe versede

29 Eylül 2015

Ateş düştüğü yeri değil 'Sadece' düştüğü yeri yakarmış...

Şehit haberleri arka arkaya yağarken, ben duyarsızca, hiç empati yapamadan -çok yazık ki- belki de üzülür gibi yapmışım. Vah vah deyip acımışım geride kalanlarına, bir film bir dizi gibi seyredip öylesine kapatmışım, sonra da hiç hatırlamamışım...
***

2 yıl önce kurban bayramında tüm aile bir aradayken -aptala malum olmuştu belki de- bu fotoğrafı çekilmek için öyle ısrar etmiştim ki... Zorla herkesi toparlayıp evdeki diğer misafirlerden birine rica edip bu kareye gülümsetmiştim herkesi... 2 yıl sonra bir kurban bayramını geride bıraktık ve artık bu karede kocaman kahraman bir şehit gülümsüyor. 

Allah bu kareden birini çıkardı, birini ekledi...

Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor bilemezsiniz çünkü bende bilmiyordum. Ben doğum yapmadan bir gün önce hiç enişte demediğim hep abi bildiğim adamın, hamile olduğum için gidemediğim cenazesini televizyondan seyrederek uğurladım. 

İşte oradaydı ablam...Hani başkalarını seyrederken ne kadar da rahatmışım meğer. 

Siz hiç ablanızı tabuta sarılmış ağlarken gördünüz mü? 
Peki yeğenlerinizin gözlerine bakmaya korktunuz mu hiç?

Ailesiyle son kez uyuduğu ve vedalaştığı ev, benim evimdi... Güle oynaya yolcu edip ablama 'ayrıldığın gibi kavuş' demiştik. Öylesine demiştim!

Acı haberin düştüğü gün yine bizim evdeydik. Pazar vardı o gün, annemle ablam mutfakta pazardan aldıklarını yerleştiriyorlardı. Annem 'Allah ağız tadıyla yedirsin.' Diyerek yerleştiriyordu. Hep derdi. Ben öylesine sanırdım. Pazartesi apar topar gittiler cenaze için. Dolabı açtığımda ağlamaya başladım, annem neden öyle diyordu işte o zaman anladım. 

Ve bayram dedik ya... Babam her bayram  elini öptükten sonra 'Allah her seneye sağ etsin.' Derdi. Çocukluğumdan bu yana bunu hep öylesine sanırdım. Son kurban bayramımızdaki bu fotoğrafa bakınca anladım öylesine olmadığını...

Acı düştü düşeli artık öylesine söylediğim, öylesine söylendiğini düşündüğüm herşeyin öyle olmadığını anladım ben. 27yaşımda anne oldum ve kavuşmaların da ayrılıkların da kimden geldiğini henüz anlayabildim. 
Ölümü yakıştıramadık kendimize ve sevdiklerimize. Dünyaya çok yapıştık, alıştık... Bu bir yolculuktu ve abimin bileti bizlerden önceydi... 

Söylenecek çok şey var ama neyse...

15 Haziran 2015

Hafta Hafta Gebelik Halleri- 3-6 ay 2.trimester

Merhabalar tekrar :)

İkinci üç aylık dönemin de sonuna geldik...İkinci üç ay gerçekten de hızlı geçti aslında. Tamamen sağlıklı olmakla alakalı...
Şaka bir yana resmen artık 7.aydaydayım. Öğrenmem gereken çok şey var daha. İnşallah eksiklerimi bu sürede tamamlarım. Tabi okuduğum kitapları da sizlerle paylaşacağım. Mutlaka faydası olur, okuduğum her cümlede farklı bir yerde yolculuk yapıyorum. Bambaşka bir dönemmiş bu. Başka bir şeyler için bu kadar araştırma ve okuma yapamayacağıma eminim ama iş "ona " gelince değişiyor gerçekten. Ona ilk olarak "hazır bir anne" hediye etmek için herşeyi yapabilirim.

Neyse fazla detaya girmeden bu haftalarda neler yaşadığıma bir bakalım.


14.Hafta : Annem daha fazla dayanamadı ve duruma el koydu. Sıkıntılarımdan çok bahsetmiyordum ama annem yetişti çok şükür. Mutfağa giremeden birşeyler hazırlayıp yemek tabii ki mümkün değil. Ablam büyük bir koli gönderdi. Annem de gelip ne seviyorsam ve yemem gereken şeyleri cazip hallerle hazırlayıp elinden geleni yaptı. Annelik böyle işte... Annemle beraber biraz daha bu bunaltıcı halimden uzaklaştım. Hiç kusmadım. 

15.Hafta : Bu hafta da annemle beraber biraz evde biraz disarda vakit gecirdik. Uzun zamandir yemedigim kadar saglikli seyler yiyorum. Kabizlik korkulu rüyam haline geldi. Haftalardir devam ediyor. Annem hoşaf yaptı, kabızlık yapan yiceklerden uzak duruyorum. Ama sanırım haftalardır olan hareketsizliğimin bir sonucu bu. İnşallah en kısa zamanda çözülür. Artık bulantılarım çok çok az. Ama yine de iştahlı yemek yemiyorum. Sadece yemek zorunda olduğum için yiyorum. Bebeğim bu haftadan itibaren dışardaki her sese karşı duyarlı ve benim sesimi tanıyor. Bunu bilmek ve onunla konuşmak çok keyifli:)

16.Hafta : Bu hafta Beylikdüzü Belediyesi ve Medicana işbirliği ile başlayan Gebe okulu başladı. 1 ay sürecek, sertifikalı bir program. Kendimi hayli yetersiz hissettiğim için harika bir fırsat oldu. Haftada bir gün olacak. Hamilelik süreci, bebek bakımi, anne ve bebek beslenmesi vs. birçok farklı konuda bilinçlenmek için özellikle benim gibi yeni anneler için faydalı olacağını düşünüyorum. İlk hafta gayet güzeldi inşallah hep böyle devam eder. Annem yanımda çok şükür. Uzun süre bizi idare edecek yemek stoğumu da yaptı sağolsun. Ne yemek ne temizliğe el sürmemeye devam ediyorum. Annem gidince gücüm inşallah bir nebze de olsa gelmiş olur inşallah. Ama geçmiş haftalara göre yine de çok daha iyi hissediyorum. Her gün yarım saat yüremeye de özen gösteriyorum.



17.hafta -21.hafta : Kendimi çok daha toparladığım ve neredeyse eski halime döndüğüm için bu haftalarda düzenli yazamadım:) 17.haftanın başlamasıyla enerjimi eski gücümü yavaş yavaş toplamaya başladım, buzdolabini acabildim, yemek yapmaya basladim. Dogal olarak yemek yemelerim de bir düzene girdi. Düzene girmesiyle beraber tabii ki

05 Haziran 2015

ANNE Mİ OLUYORUM? Hafta Hafta Gebelik Halleri- İlk 3 ay 1.trimester

Merhabalar :)
Yazının başlığından da anlaşılmıştır bu uzun aranın sebebi. Evet tam da öyle...Ben anne oluyorum!Öncelikle her günü apayrı duygularla süren anneliğe yolculuğumu burada da paylaşmak istedim ve her hafta küçük notlar alarak 9 ayı üç bölüme ayırdım. Yeni hamileler ve anne adaylarına faydalı olabilir, olmazsa da burada benden ve bebeğimden bir anı olarak kalsın dedim.
Yazılarımdaki tüm hislerimi ve bu süreci isteyen herkesin yaşaması için en içten şekilde dua ediyorum. Rabbim nasib etsin inşallah.

Şu anda 25.haftadayım. Artık blogumda da paylaşmanın zamanı dedim ve ilk üç aylık gebelik sürecimde neler yaşadım aşağıda sizlerle...

Bu kış İstanbul'daki en yoğun karlı günden bir kare...Muhtemel birkaç saat önce kusmuştum:(



4.hafta: İçimde gelgitler yaşıyorum. Evet hamileyim... Yok yok değilimdir... Test yapsam, yok ya daha erken. İçim içime sığmıyor meraktan. Başka hiçbirşey düşünemez hale geldim. Tek soru-tek cevap... Hepsi bu. Gebelikhesaplaması.com sitesine son adet tarihimin ilk gününü ve adet aralık sayımı yazarak hamileysem kaç haftalık olduğunu hesapladım. Eğer doğruysa 4.haftalıktı. Adet günü gecikmesi dışında hiçbir belirti yok.

5.hafta: Hafta başlarken merakımın daha fazla önüne geçemeyip test yaptırmaya karar verdim. Evde yapılan idrar testlerinde hata payı olduğundan kan testini (beta-hcg) tercih ettim. Değer 50'den yüksekse hamileydim. Ve değer 802.40 çıktı. Evet hamileydim. Kalbim yerinden çıktı ve başımın üstündeydi sanki. Eve gelince hemen şükür namazı kıldım. Bize bir emanet gönderiyordu, ona sahip olabilmek nasıl nasıl bir duygu olacaktı??? O gece uykuya dalmak çok zor oldu. Beta-hcg değeri 48 saatte bir iki katına çıkması gereken gebelik hormonunu ölçen test. Yani testin belirli aralıklarla tekrar edilmesi önemli. Bende bundan sonra iki kez daha yaptırdım. Artış olması gerektiği gibiydi, buna seviniyordum.  İlerleyen günlerde internetteki bilgi yığınlarını ve herkesin farklı tecrübelerini okudukça içimdeki mutluluk yerini huzursuzluk ve gerginliğe bıraktı. 
Okuduklarıma göre, beta-hcg degeri hamile olduğunu gösterse bile bu gebelik kimyasal yani dış gebelikte olabilir. Böyle bir durumda gebelik kısa sürede düşükle sonuçlanacak ya da kürtajla alınması gerecekti. Diğer bir konu, bebeğin haftalık gelişimini doğru tamamlayamaması sonucunda gelişememesi ve gebeliğin kürtajla sonlanması gerektiği. Tabii ki bunlar gerçekler, yani insanların tecrübe ettiği şeyler fakat herkesin başına böyle durumlar gelmeyebilir. Benimki tabii ki ya benim başıma da gelirse endişesi...
Bu endişenin (düşük riskinin) aslında ilk 3 ay yani 1.trimester boyunca süreceğini öğrenmemle artık kara kara bu süre nasıl geçecek diye düşünmeye başladım. 
Bu arada normalde sürekli olarak demir eksikliği sıkıntısı çektiğim için aile hekimime sık sık kontrole gidiyorum. Hem bu durumu paylaşmak hemde yeni bir demir depoları kontrolü için aile sağlığı merkezine gittim. Gebelikle ilgili kontrol testleri ve demir depolarımla ilgili testler yapıldı. Demir depolarım normal düzeye geldiği için ve gelecek dönemde mide bulantısı sebebiyle demir ilacının midemi rahatsız edeceğinden doktorum ilacı kesti. Sadece Folik asit içmeye devam et dedi. Folik asit gebelik öncesi ve 1.trimesterda bebeğin gelişimi için çok değerli olan hatta olmazsa olmaz bir vitamin. Ben gebelik öncesinde kan ilacımda üçlü olarak B12-Demir-Folik asit bulunduğundan kullanmış oldum. 

Bu sürede içime su serpecek nokta ise bebeğin kalp atışlarını duyma ihtimalimiz olan 6.hafta, ilk doktor randevumuz olacak. Bu arada saclarımdaki yaglanmaya anlam veremiyorum. İnanılmaz sıklıkta (sık idrar) wc seyahatlerim başladı. Özellikle gece işkence gibi...

6.hafta: İlk doktor randevumuz cuma günü. Giderek heyecanlanıp, gerginleşiyorum. 4. ve 5. Haftalarda internetten yaptığım araştırmalarla ilk randevu için hastane ve doktora karar verdim. Medicana Beylikdüzü-Op.Dr. Mehtap Derelioğlu. Doktorun yanına girmeden tansiyon ölçümü yapılıyor. Artık nasıl kendimi kastıysam tansiyonum yüksek çıktı. Neyse besmeleyle girdik doktorun yanına. Güler yüzü, odadaki hoş koku, nazik soruları, üslubu, odadaki düzen ve temizlik jinekologlara karşı ön yargımı kırmamı sağladı. Aile hekimimin yaptığı test sonuçlarını ve beta-hcg test sonuçlarımı da yanıma almıştım. Tabii öncesinde yapılan testlerin olması doktorun daha detaylı konuşabilmesini sağladı. Kilo ve boyuma bakıldı, ailedeki kalıtsal hastalık vs. Olup olmadığını konuştuk. Geldik en heyecanlı bölüme... Ultrason..."evet gebelik kesesini görüyoruz. Bakalım kendini bize gösterecek miii? Eveeet işte orda

29 Ocak 2015

Toplumdaki müstehcen algısının eksik kalan kısmı

Bu nasıl bir giriş dediniz farkındayım...Ama içimdekileri en iyi özetleyen cümle sanırım bu.

Toplumda öğretilegelmiş bir müstehcen listesi var. Ama nedense çok değerli bilirkişilerin bu listeye ilave etmeyi atladıkları bir takım meseleler var. Genellikle de çok meraklı "elalemin" gündemini oluşturan bu meselelerden bahsetmek istiyorum biraz. Toplumda neredeyse 10da 9umuz bu meselelerden yaka silkip rahatsız olurken bizi bu hale getiren kim???

Şimdi insanların hadlerinin çok üzerindeki bu müstehcen konuları toplumda nasıl konuştuklarını örnek diyaloglarla yazmaya çalışacağım...

(Çocuğu olmayan yeni evli bir kadına...)

Q: Sende çocuk yok mu?

K: Yok, kısmet...

Q: Bekleme bekleme, yaşın geçti mi zor olur bak.

K: Kısmet. (Konuşmak istemediği için tek kelimelik cevaplar verir ama...)

(Bir başka çok meraklı "elalem" söze girer)

W: Korunuyor musun yoksaaaa?

K: Kem küm şeee ımmm....

W: Korunma bak o ilaçları içen falanın kızı filan kısır kalmışşşşşşş.

(Cevap alamayınca tekrar lafa girer.)

W: Yoksa kısır mısın??? Ayyy eşinden mi senden mi? Olsun tüpbebek var...

K: ...(Cevap vermediği için konunun kesileceğini sanırken buralara geleceğini düşünmemişti tabii...)

(Bir başka çok meraklı "elalem" tekrar sözde...)

S: Falanın kızı filan hamileymiş.

K: Hayırlı olsun.

S: Onlar sizden sonra evlenmişti di miiii?? ( Aslında sorunun cevabını bilir)

K: Evet.

S: Sizin de olur sizin de üzülme!!!

K: (Üzüldüğümü de nereden çıkardı bu kadın,bizden sonra evlenenlerin bizden önce çocuğunun olmasına neden üzüleyim ki xnkjsxhsjxh )

(Hamile bir kadına...)

X: Bak sen yeni hamilesin bilmezsin kocanla beraber olma çocuğun gidiverir alimallahhh.

K: Hımm.

(Yeni doğum yapmış lohusa kadına...)

R: Bu çocuk çok küçük/zayıf senin sütün yetmiyor kesin, ayyyy zaten göğüslerinde ufakmışşş.

(Çocuğunu düşük yapmış bir kadına...)

T: Bak falan filan da düşük yapmış.

K: Geçmiş olsun. (Sanki başkasının düşük haberini duyunca sevinçten havalara uçacak.)

T: Bak ben haberlerde dinlendim zırt pırt yemek düşük yapıyormuş, Makyaj yapmak kısırlık yapıyormuş vs vs vs...

K: Hı. (Ne düşük yapıyor senden iyi bildiğim kesin!!! demek ister tabii ki diyemez.)


Bunlar en belirgin ve öne çıkanlar aslında daha da fazlası var sizde biliyorsunuz, birçoğumuz yaşıyoruz. Bu kadarını bile gerçekten utançla yazıyorum daha fazlasını yazamam sanırım.

Yalnız ben ve benim gibilerin haya duygusu bu gibi şeyleri konuşmayı değil duymayı bile kaldıramazken toplumumuzdaki bu genişlik hep var mıydı yoksa yeni mi oldu onu bilemiyorum işte.

Elalem sadece kadınlar da değil artık. Erkekler de aynı derecede cüretkar ve kadınlı erkekli bir toplumda bir kadının sütünün olup olmadığı konuşulabiliyor, çocuğu olmayan insanlara çeşitli ima ve baskılar yapılabiliyor.

Yatak odasındaki hayatımızı ortalıkta konuşabilmek mi doğru olan yani ya da bir insan hangi kafada bir başkasına "korunuyor musun" sorusunu sorma haddine ulaşır.

Bu soruların cevaplarıyla ilgili birçok insan yaralı aslında. Neden insanların bu yaraları üzerine gidilir ki, hangi iyi niyetle. Zaten bazen sadece bir kişiyi bazense çift kişiyi ilgilendiren özel durumlar neden toplumda konuşulmak açıklanmak zorunda olsun ki.

Bu soruyu/soruları sorma haddindeki kişi/kişiler tv'de öpüşme sahnesi olunca kanal değiştirir, sokakta elele gezen sevgililileri ayıplar, açık saçık giyinen hanımları yerden yere vururlar....

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu değil mi? İşte toplumdaki müstehcen algısının eksik kalan kısımları da tam burda gözümüze sokuluyor sanki...

Bazen saygıdan, bazen ilişkileri bozmamak adına bazense sadece gönül kırmamak için bu utanç verici ve hadsiz konuşmaları kesemiyoruz. Hak edilen cevapları veremiyoruz.

Son zamanlarda çok düşünüyorum acaba bu insanları cevap vermeye vermeye biz mi bu hale getirdik???


Haddimizi bildiğimiz, ar damarımızı sağ salim tuttuğumuz, akıl sağlığımızı koruduğumuz günlere....



Zehra Görgülü Ölmez









23 Ocak 2015

Arkadaşlarla Tatile Gitmek Vol.6 Kekova Yat Turu Ve Kaş Gezimiz

(Nihayet son tatil yazımı da neredeyse üzerinden yıl geçiyorken yazıyorum.)

Tulum: Özel Dikim
Sandalet: Penti
Çanta: River Island
Şal: Armanda

Kalkan'dan Kaş'a doğru giderken işte bu manzarayla büyülenebilirsiniz.
Hem Kaş'ta biraz vakit geçirmek hem de ertesi gün merak ettiğimiz Kekova'ya nasıl gideceğimizi araştırmak için çıktık o gün.





Bu tatille beraber Ege ve Akdeniz'de görmediğim bir yer kalmamış oldu. Bir genelleme yapacak olursam havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama yöre halkındaki sanatçı ruh, tasarım merakı ve üretkenlik her an her yerde karşınıza çıkıveriyor.


İşte bunlardan birkaçı da bu eski çanta ve pantolonların saksı olma maceraları olmalı :)


Her yer rengarenk boyanmış ama yine de Bodrum mavisi hakimiyetini koruyor:)
Salkım salkım begonvillerle aşk yaşamamak, bakmaya doymak ve şükretmemek mümkün değil.





Kediler bile yöre ruhuna adapte haldeler sanki. Hepsi her an farklı artistik pozlarda. Mesela yukarıdaki " haberim yokmuş gibi çek panpa" havalarında, aşağıdaki ise begonvil yaprakları içinde romantizm yaşıyor sanki :)





Aradan aylar geçtikten sonra yaz tatili yazan ben, şimdi "ahhh biraz daha tadını çıkarsaydım" diye vahlanıyorum bile. Çift çift tatil yapmak bence denenmeli diyorum. Bir oyun gibi, rüya gibi, çok keyifli ama bir o kadar kısa anlardan biriydi.



Gömlek: Özel Dikim
Pantolon : Koton
Sandalet: Beymen
Çanta: River Island
Şal: Armanda


Dekorasyonun dibini yaşamak için tam da mekan buralar diyorum. Oradan buradan toparlanmış gibi görünen ve aynı zamanda birbiriyle bir o kadar ahenkli görünen tarz...
Çeşit çeşit sandalye ve masa...En çok da ferforjeler beni kalbimden vurdu itiraf etmeliyim.
Kaş merkezde yapacak çok da birşey yok aslında, ufak turisttik butikleri olan çarşısı ve bu birbirinden özel dekorlu mekanları ile şahsına münhasır bir yer.






Kaş'ta biraz gezdikten sonra ertesi gün Kekova'ya gitmek için bir turla anlaştık. Kişi başı 60lira ödeme yaptık. Tur programında, kekova batık şehir, kaleköy, akvaryum koyu, korsan mağarası vs. bölgede denizden gezilecek yerler vardı. Tam gün bir programdı. Tatilimizin son gününü de böyle dolu dolu bir programla kapatmak istedik.



Tur sabah 10'da Kaş'tan kalkacaktı. O yüzden ertesi gün yine Kaş'taydık. Tavsiyeler üzerine hemen sahildeki Taşbahçe'de kahvaltı ettik. Tek kelime ile bayıldım. Hem sunum hem de lezzetler ....Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim.




Herşeyin sunumu öyle özenli ve orjinaldi ki bir ara neyi fotoğraflayacağımı şaşırdım :)



Turumuz akvaryum koyundaki ilk molayla başladı. Ben böyle deniz ömrümde görmemiştim. Yukardan bakıldığında aşağısı A'dan Z'ye görünüyor. Adı üzerinde sahiden de akvaryum...Burada yüzmek ve dalmak isteyenler için mola verildi. Ayağımın yere değmediği hiçbir yerde giremiyorum malesef ama orayı kaçırmak istemedim. Bir cesaretle elime bir makarna aldım ve girdim. İyi ki yapmışım, eğer korksaydım kendimi hayli suçlardım özellikle de şimdi :)


İkinci durağımız Likyalılardan kalma, depremle su altında kalan ve o zamandan bu zamana bir su altı müzesi olarak korunan batık şehirdi. Bir bölümü su altında bir bölümü su üstünde. Su üstündeki bölüm zaten detaylarıyla çok anlaşılır haldeydi. Gördüğünüz gibi basamaklar görünüyor. Su altı da suyun berraklığından dolayı çok rahat inceleyebildik. Bazı bölümlerde yatın alt bölümündeki kapakları açtılar ve oradan kırık testi ve kalıntıları çok net olarak gördük.





Kaleköy, ulaşımı sadece denizden olan birkaç butik işletmesi olan ufacık bir ada. Dondurmasının meşhur olduğu tur rehberi tarafından defalarca tekrar edilince biz de deneyelim dedik. Dondurma yerine kazık yedik. Olur de oralara giderseniz sakın ha ezilmiş buza karıştırılan meyve sularıyla dondurma diye yutturulan o şeyi ağzınıza almayın. Ne olduğu bile belli değil. İki top için 20lira ödediğimizi de söylemeden edemeyeceğim....!






Korsan mağarası, şeklinden dolayı böyle adlandırılmış aslında. Kayaların yörede meydana gelen depremler sonucunda içi oyulmuş bu hali almasından sonra dilden dile uydurulan birşeymiş. Ama hala inananlar da var...





Ve böylelikle 2014 yaz tatili yazılarımı kış ortasında bitirdik. İnşallah yararlı yazılar olmuştur ve niyetliyseniz gitmeye benden de selam söyleyin oralara...:)

Sevgiyle

Zehra Görgülü Ölmez
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
);