22 Nisan 2012

My Birthday Vol*2

Herkese yeniden merhaba:)
Bu pazar ev keyfi yaptım, uzun zamandır evde bu kadar uzun süre kalmamıştım sanırım.
ee iyi de oldu ilk defa söz verdiğim üzere yaş günü postunun 2.bölümünü hazırlamak için bol bol zaman buldum :)

Lafı fazla uzatmadan anlatmaya devam edeyim ...

***

Ailemden en değerli hediyeyi sanırım Ablamdan aldım...O benim için abladan çok öte. Benim için yazdığı satırlar beni çok duygulandırdı, sizinle de paylaşmak istiyorum bu yüzden.
Her iki ablamın da benim içimde yerleri çok farklıdır. Üçü birbirine hiç benzemeyen ama birbirini çok seven kardeşleriz biz :)

Evet ablamın yazdığı satırlarla devam edelim...

"BEBEK GÖRGÜLÜ
1988 yılının ilk ayları…Henüz doğmamıştı ama doğmadan önce almış olduğumuz birkaç parça tulumu ve kıyafeti seviyorduk onu düşünerek… Yüzünü bile görmediğimiz kardeşimizi o kıyafetlerin içerisinde hayal ediyor ve seviyorduk.
1988 yılının 15 Nisan günü annemi hastaneye kaldırdılar doğum için…Bizi de komşuya bıraktılar, doğumdan sonra hastaneye gittik, ancak Hastane görevlileri yukarı çıkmamıza izin vermediklerinden dolayı, hastanede çok merak ettiğim kardeşimin yüzünü dahi göremedim. Bir gün sonra annemi hastaneden çıkarmışlar, bebekle getirdiler eve. Bebeği kapıda babaannem kucağıma vermişti. Bebek beş kilo doğmuş ve bu yüzden bana biraz ağır gelmişti başlangıçta. Ne de olsa o zaman ben de 11 yaşında zayıf bir çocuktum. Üzerine bir bant yapıştırmışlardı ve Bebek Görgülü yazıyordu. İsmi belli olmadığından hastanede böyle yazmışlardı. Sonradan alıştım onu kucağımda tutmaya, kucağımda uyutmaya. İlk zamanlar onun en çok kucağımda uyumasını seviyordum. Uyuduktan sonra yatağına bile bırakmıyordum, bir süre O’nu seyrediyordum. Bu hoşuma gidiyordu, çünkü ne de olsa kardeşimdi, sıcaklığı dahi yetiyordu bana kucağımdayken. O ağladığında koşarak onun odasına doğru gidiyordum ve susturuyordum O’nu. Bu beni çok mutlu ediyordu çünkü ben O’na o denli samimi bir şekilde bakıyordum ki, beni gördüğünde bana gülücükler atıyordu O’nu çok sevdiğimi anlarmış gibi.
Derken annem okula başladı, kardeşim için de bakıcı teyze geliyordu eve, ama benimle annemin evrelerimiz farklı olduğundan dolayı, (annem sabahçı ben öğleci idim) kardeşime göz kulak olabiliyordum. Bakıcı teyzeye bir türlü güvenemiyordum. Gözümden bile sakındığım kardeşime bir bakıcının bakması tuhaf geliyordu bana… Fakat yapılacak bir şey yoktu, annem çalıştığından dolayı bakıcı kesinlikle olmalıydı. Okula gidene kadar bakıcının O’nunla mümkün olduğu kadar az ilgilenmesini sağlıyordum, bakıcının dikkatini dağıtarak O’ndan uzaklaşmasına çalışıyordum. Bir bebeğin ihtiyacı olan her şeyi artık biliyordum. Annem çalıştığından dolayı O’nun evde de çok yorulmasını istemiyordum ve bu yüzden de bebeğimizle mümkün olduğunca ilgilenmeye çalışıyordum. Kardeşim de bana artık çok alışmıştı. O ağlarken kucağıma alıyordum ve kucağımda ağlamayı kesiyordu, gülücükler dağıtmaya başlıyordu. Çocuklar kendisini çok seveni anlarmış ya, benim O’na olan o sevgimi anlıyordu.
İlk adım attığını hatırlıyorum, kollarını öne doğru uzattı ve ayağa kalktı yürüdü koridora doğru…O anı hiç unutmuyorum. O gezmeye gitmeyi istediğinde benim sokak terliklerimi önüme getirirdi, o zamanlar konuşamadığından dolayı, terliklerimi önüme getirip, koyduğunda ben anlardım ki O’nun gezmeye ihtiyacı vardı, gezme de bir ihtiyaçtı ne de olsa. Büyümeye başlayınca ihtiyaçlar da farklılaşmıştı, önceden sadece acıkmak ve uyku ihtiyacı gibi ihtiyaçları varken şimdi gezme de oyun da onun için ihtiyaç haline gelmişti. O’nun elinden tutar apartmanımızın etrafında 1 tur atardık beraberce, bu O’na inanılmaz mutluluk verirdi. Çünkü O dışarıya çıkamadığından dolayı 10 dakikalık bir dolaşma bile O’na yetiyordu. Ben de abla olarak mutlu oluyordum O’nun bir ihtiyacını giderdiğimden dolayı.
Sonra bir gün sabah kalktık, üç kardeş aynı odada yatıyorduk, uykudan uyandık ve küçük bir ses “Esemmatın hapı düştü” dedi. Bu ses Gaye’nin değildi, tabi ki O’nun ilk sözcükleriydi…O anki duygularımı sayfalar dolu yazsam da anlatamam size. Bizim küçüğümüz artık konuşabiliyordu. İsteklerini bize anlatacaktı artık o, gittikçe büyüyordu ve büyüdüğünü görmek beni çok mutlu ediyordu.
Çok derin bir çocuktu… Küçükken bir gün halıya doğru eğilmiş fısıltıyla konuşurken buldum onu
Ve sordum kimle konuştuğunu. Bana kendinden gayet emin bir şekilde “Esmak’la” diye cevap verdi. “Esmak da kim” diye sorunca da bana Esmak’ın halının içinde yaşayan küçük canlılar olduğunu anlattı. Ben de O’nu kıramazdım, incitemezdim hiç. Bana oyun da olsa bir şeyler anlattığında laf olsun diye değil gerçekten dinlerdim O’nu aynı yaştaki bir arkadaşı gibi. Çok derin düşünceleri vardı. İnsanlar belki çocuk diye geçerlerdi ama bana O’nun dünyası çok farklı gelirdi, hem farklı hem de derin. Anlamaya çalışırdım O’nu tüm samimiyetimle, aramızdaki yaş farkına rağmen arkadaş olmamızın nedeni belki de O’na karşı bu kadar samimi olmamdan kaynaklanıyordur.
Kapıya parmağı sıkışmıştı ve babam Gaye’yle bana kızmıştı neden ilgilenmediğimizi sorarak. Ayder Yaylası’nda Gaye’yle aynı yatakta yatmak istemedi ve sabaha kadar bizi de uyutmadı, “Ben bu aileye fazlayım zaten, keşke olmasaydım, belki de bu gece ölürüm” Sabaha kadar bu ve buna benzer cümleleri dinledik Gaye’yle birlikte.
Onun lise yıllarında yaz tatillerinde birlikte tatile gitmeye başlamıştık. Rahatlıkla yüzebileceği yerlere, rahatlıkla alışveriş yapabileceği yerlere, rahatlıkla dinlenebileceği yerlere götürüyordum O’nu ve tatillerde ne istiyorsa karşılamaya çalışıyordum.
Derken üniversiteden mezun oldu ve mezuniyet törenine katıldık. Mezuniyet töreninde Sn. Recep Tayyip Erdoğan konuşma yaptı, o konuşma esnasında ben gözyaşlarıma boğuldum. Küçüğümün o törene gelene kadarki tüm evreleri gözümün önünden film şeridi gibi geçti ve çok duygulandım. Küçüğüm pembe elbisesi ile ortalıkta Pamuk Prenses gibi dolaşırken, ben O’nu gözlerimle takip ediyor ve bu arada da gözyaşlarımı tutamıyordum. O gece çok özel bir geceydi benim için. Çünkü küçüğüm hayata ilk adımını atmıştı, bu durum heyecan vericiydi.
Şu an küçüğüm iş hayatına atıldı, yakında yuva kuracak. Ben her daim O’nun yanında olmaya çalışacağım."

Ablam bizi 24 yıl öncesine götürmüşken, ilk aile fotoğrafımıza bakmaya ne dersiniz? :)

20 Nisan 2012

My Birthday Vol*1

Herkese merhaba!
Ben geldimmmmmm :)



Bazılarınızın bildiği gibi 15 Nisan yaş günümdü.
Kutlamak falan akılda yokken 3 kez birden kutlandı :)
24 yılı geride bıraktım. Çok tuhaf bir his çünkü 24 yıldan fazlasını saklıyorum bir yerlerde...

Neyse bu postta az laf çok foto :)
---
Biliyorsunuz ailem Bursa'da. Bende haliyle işkolik olunca, bir yaş günü için kalkıpta Bursa'ya gitmek gözümde büyüdü.
Benim tatlı kuzenim Kübra Cumartesi akşamı kuzenimiz Elif'te kalmayı teklif edince bana bir sürpriz olduğunu tahmin etmiştim aslında.
Delicesine yağmur yağan o cumartesi günü işten çıkıp
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
);